Our eight laser cutting systems have a capacity in excess of 1,100 hours per week. Our wide range of industry leading laser machines means MTL is capable of handling all sizes and types of job, from carbon steels to aluminium, working 24 hours a day, seven days a week.
The new Messer is the largest laser machine in the UK, capable of cutting both chamfers and weld preps of up to +/-50 degrees, improving efficiency and productivity - reducing costs and lead times for our customers. This machine can cut parts up to 20m long x 3.2m wide x 25mm thick.
Our profile cutting machine is capable of profiling carbon steels to a large scale - 10m x 4m and a thickness of 120mm. The machine is effective when used on tough metals including Hardox and Weldox.
Meksika Türk insanı için fazla bilinmeyen bir ülke. Kocaman şapkaları, kıvrık bıyıkları ve Amerikan filmlerindeki simalarıyla aklımızda kalmış Meksikalılar'ı pek tanımıyoruz. Günümüzde, seyahat imkanlarımız genişledikçe, Meksika, tarihi, kumsalları ve giderek daha çok tanıyıp, tadını damağımıza uygun bulduğumuz mutfağıyla, bizde merak uyandırıyor ve daha ilginç bir tatil alternatifi sunuyor. Mayalar ya da Aztekler deyince, çocukluğumdan beri hep aklıma gizemli ülkeler ve efsaneler gelirdi. Meksika'ya gitme fırsatım çıkınca heyecanımı tahmin edersiniz. İlk gezimde ve sonraki gezilerimde Meksika beni kendisine biraz daha çekti ve etkiledi.
Katolik Meksikalılar
Meksika'ya ilk gidişimde başkent, daha uçağım yere inmeden görkemiyle beni büyüledi. Şehrin Zocalo denilen meydanındaki koskocaman İspanyol kilisesi, metro kazıları sırasında keşfedilen Aztek piramidi kalıntılarının yanı başında, sanki bu ülkenin katmanlı ve derin tarihini anlatmak istercesine yükseliyordu. Meksika'nın birçok şehri ve bölgesi Aztek ve Maya uygarlıklarının tarihi eserleri ve antik şehirleriyle dolu. Başkente bir saat mesafedeki Teotihuacan antik Aztek şehri, buna hoş bir örnek, bir ovaya boylu boyunca uzanmış sokakları ve bulutlara değen piramitleri ile son derece görkemli. Aztek ve Maya devirlerinden sonra Meksika, 300 yıl kadar süreyle, 1800'lü yıllara kadar İspanyol sömürgesi altında yaşamış. Meksikalılar bu dönemde İspanya kilisesinin kampanyası sonucu çoğunlukla katolik dinine bağlanmışlar. Bu yüzden de ülkenin her şehrinde ve özellikle Orta Meksika'da, inanılmaz detaylarıyla görkemli kiliselere ve İspanyol mimarisiyle yapılmış binalara rastlamak mümkün. Örneğin Michoacan eyaletindeki Morelia ve Guanajuato eyaletindeki aynı adlı kasaba, sömürge devrinin özelliklerini ve mimarisini öyle güzel korumuşlar ki, UNESCO bu iki kasabayı tarihi koruma alanı ilan etmiş. Morelia kasabasını ziyaret ettiğimde, merkezindeki yöreye has taşlardan eski İspanyol mimarisiyle yapılan iki katlı evleri ve loş avluları, görkemli katedrali ve yanındaki kısa ve sıkı ağaçlarla kaplı meydanıyla bu kasabayı son derece huzurlu ve şık buldum. o Juarez tiyatrosu ve yeraltındaki eski madenlerden yapılmış sokakları bu dönemlerden örnekler.
MAVİ YOLCULUK AKDENİZ VE EGE'NİN EN GÜZEL KIYILARINI KEŞFEDEBİLECEĞİNİZ, EL DEĞMEMİŞ KOYLARINDA DOĞAYLA VE SEVDİKLERİNİZLE BAŞBAŞA KALABİLECEĞİNİZ EN GÜZEL, EN UNUTULMAZ TATİLDİR. MAVİ VE YEŞİLİN ÇEŞİTLİ TONLARI ARASINDA, KLEOPATRA' NIN BANYO YAPTIĞI KOYDA YÜZDÜKTEN SONRA KENDİ TUTTUĞUNUZ BALIK İLE BİR ZİYAFETİN KEYFİ, BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR VE TARİHİN ŞAHİDİ BU KIYILARDA BİR HAFTA GEÇİRİP, DENİZİN TADINI ÇIKARIP AKŞAM SEVDİKLERİNİZLE İÇKİNİZİ YUDUMLAMANIN ZEVKİ... İŞTE BUNUN ADI MAVİ YOLCULUK ... KIYI BOYUNCA TARİHE GÜZELLİKLERİ VE İHTİŞAMLARI İLE GEÇMİŞ BİR ÇOK KENT; KNIDOS, LORYMA, KAUNOS, XANTOS, PATARA, MYRA, KEKOVA,SİMENA,OLYMPUS, PHASELIS VE DİĞERLERİ, HER BİRİ EŞSİZ RENKLERE BEZELİ SAYISIZ KOY VE ANTİK KENT ... BÜTÜN BUNLARI YAŞAMAK İÇİN KAPTAN VEYA DENİZCİ OLMANIZA GEREK YOK. 3 VEYA 4 KİŞİLİK BİR MÜRETTEBAT SİZİN VE YATIN TÜM İHTİYAÇLARINI KARŞILAYACAK. YEMEK YAPMAK, DEMİR ATMAK VB. HİÇBİR ENDİŞENİZ OLMAYACAK
İki çeşit güzellik vardır; biri yaşadıkça artar, diğeri azalır. Güzel bir kadını ya da erkeği düşünün. Kimisinin o ilk göze çarpan güzelliği yerini sıradanlığa bırakmıştır, kimisi ise kat kat daha güzelleşmiştir tanıdıkça. Bunun sebebi güzelliklerin altında yatan derinlik ve mana ya da tam tersi olan sığlıktır. Şehirlerde insanlar gibi, bazıları yaşadıkça güzelleşir, bazıları sıradanlaşır. Kiminin her dönemecinde farklı bir süpriz bekler sizi, yeni bir ayrıntı çarpar gözünüze. Kimi şehirlerde hep aynıdır. Bir süre sonra içiniz sıkılır bu sıradanlıktan. Mesela benim su anda yasadigim şehir Heverlee, çok düzenli ve güzel ama sıkıcı ve sıradan.. Neyseki iki ay sonra temelli ayrılıyoruz buradan.Bu sıradanlıktan kaçmanın yolları yakın sayılabilecek şehirlere yapılan ziyaretler.Benim favorim Paris. Her ziyaretimde ayrı bir güzelliğini gördüm bu şehrin. İnsanda hayranlık uyandıran mimarisinin yanı sıra her şeyi yaşayan bir şehir. Son Paris seyahatinde çok özel bir misafirimi gezdirdim ve en özel mekanları seçtim kendimce.
İlki Latin Quarter'da yer alan Le Procope isimli restoran..
Paris'de ki en eski restoran ve ilk kafe olma özelliğini taşıyor. 1686 yılından beri hizmet vermekte olan Procope'da kimler yemek yememişki. Napolyon'dan tutun da çocukken masallarını dinlediğimiz La Fontaine'e kadar. Sanatçılar, politikacılar, yazarlar... Sicacik aydinlatmasi, duvarlarda yer alan portreleri ve leziz yemekleri ile klas bir Paris akşamı geçirebileceğiniz bir mekan. Deniz kabukluları ile ünlü imiş burası ama menüde damak tadınıza uygun bir çok seçenek
Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir. Kültepe vesikalarında "Melita" şeklinde görülen Malatya'dan Hitit vesikalarında "Maldia" olarak bahsedilmektedir. Asur lmparatorluk devri vesikalarında ise Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında ise Melitea denilmektedir. Malatya kelimesinin Hititçe "bal" anlamana gelen "Melid"den türediği anlaşılmaktadır. Hitit hiyeroglif kitabelerinde Malatya şehri, bir öküz başı ve ayağı ile ifade edilmektedir.
Eski çağ coğrafyacılarından Strabon Malatya'yı sürekli "Melitene" adı ile zikretmiştir. Kesin olarak yerini vermediği geniş bir alan içerisinde "Kataonia" ile Fırat Nehri arasında Kommagene sınırında Kapadokya Krallığı'nın (M.Ö. 280-212) on Valiliğinden birisi olarak gösterir. Ona göre Melitene, Sophene (takriben bugünkü Elazığ ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi ifade eder) nin karşısında kurulmuş bir eyalet olduğu kadar kentleri bulunmayan bir bölgenin adıdır. Strabon'a göre bu yöre; zeytin-üzüm ve meyva ağaçlarıy1a bezenmiş, Kapadokya'da bir benzeri bulunmayan tek yerdir.
Pline'ye dayanarak Malatya'nın Asur kraliçesi Semiramis tarafından "Meliten" adıyla kurulduğunu kayıt eder. Bu bilgi, daha sonraki çalışmalarda aynen doğrulanmıştır.
Gelişen Maldia-Melite ne (Malatya), Kalkomik çağdan beri iskan görmüş ve bugünkü Aslantapede 27 kültür katı bırakmıştır. Buradan 4 km. kuzeyde yer alan Battalgazi'ye M.S. 79-81 yıllarında Roma kralı Titus zamanında lejyon karargah olarak taşınmıştır. Yine şehre bu dönemde de Melitene adı verilmiştir. Artık bundan böyle bir şehir adı olarak bu isim kullanılmaya başlanacaktır. Roma şehir surları bu dönemde yapılmaya başlamıştır. Burası Roma devrinde, Hudutlarının korunması, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi dikkate alınarak mühim bir merkez olarak muhafaza edilmekteydi. Bizans döneminde de bu değerini siyasi iktisadi bakımdan da korumuştur.